Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Erdal Babür - Bu Şehri de mi Terk Edeceksin?  (Okunma Sayısı 279 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : 14 Ağustos 2010, 17:18:47 »
DiLEM
Sevda Masalları
Administrator
*****


Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2503

Üşür yorgun umutlarımdan arda kalan hayallerim...


WWW
Erdal Babür - Bu Şehri de mi Terk Edeceksin?

Onun mutluluğu için mutsuzluğuma katlanır mıydım acaba, ya da onun o gülümsemesi ile avunup mutsuzluğuma razı gelir miyim? Şimdi ben bencillik mi ediyorum? Doğru mu yapıyorum? Düşünemiyorum, bu işin içinden çıkamıyorum.


Daha yeni sızlıyor canım. Daha yeni anlıyorum yaramın derinliğini. Saati hatırlamıyorum. Bir anda gelişti olaylar. Bir gülüşe, bir haykırışa… Oysa kararlıydım bırakmaya, içim içimi yiyordu. İçimde tarifsiz bir fırtına vardı; kalbim sıkışıyor, midem kasılıyordu.

Aslında neye karar verdiğimi kestirememiştim. Bildiğim tek şey vardı; mutlaka gitmeliydim. Ardıma dönüp bakmaksızın çekip gitmeliydim ona ait olan bu şehirden. Plan yapıyorcasına kâğıt üzerinde yazıp çiziyordum. Bende bırakacağı travmayı matematiksel bir şekilde hesaplıyordum.

Haftalardır, belki de aylardır; gelse de, ona artık “ Bitmeli! “ desem diye planlıyorum. Derken telefonum çaldı “Ben geliyorum!” diye haber vermesiyle birlikte mideme bir sancı girdiğini hissettim. Saatler geçmek bilmedi. Sanki yıllarca beklemiş gibi oldum. Rolüne hazırlanan oyuncu gibi, ona söyleyeceklerimi tekrarladım durdum kendimce; olmadı bir daha, olmadı bir daha… Yok, yok böyle olmaz deyip kendimi yönlendiriyordum.

Yarım saat geçmemişti ki kapıyı tıklattı; elinde poşet dolusu bir paketle geldi. Bütün fotoğrafları ve hatta birlikte çekildiğimiz kareleri de önüme serdi. Saatlerce özenle seçti onları… Daha önce kendisine video yapacağıma söz vermiştim. Oyuncağı ile oynayan çocuk gibiydi… Onu izliyordum ve nasıl söyleyeceğimi düşünmek dahi istemiyordum. Arada bir içindekilerden birkaç tane gösterdi, yine o yüzündeki çocuksu gülümsemesiyle bir vurgun daha vuruyordu yüzüme, yüreğime, dünyama, hayatıma ve benliğime… Dalıp dalıp gidiyordum, geçmişim yüzümde çarpıp duruyordu. Şimdi ben nasıl söyleyeceğim diye düşünürken, gerçekler de yüzüme vurulmaktan zevk alıyordu.

Sabah saat 5 i bulduğunda toparlanmaya başladı… Tam kalkacaktı ki konuşmamız lazım dedim. Yüzüme şaşkın bir şekilde baktı, “Hayırdır!” dercesine… “Bitmesi lazım!” dedim. “Tamam, bitirdim işte, şunlar yapılacak” dedi… “Onu demek istemiyorum” dedim. “Ya tamam, haydi yatalım” dedi; kolundan tutup oturttum. “Bu ilişki bitmeli “ dedim. Gözleri fal taşı gibi açıldı, sertçe yutkunduğunu ben bile hissettim. Hiçbir şey söyleyemeden, tıpkı babam, abim gibi yüzüme masumca bakıyordu. Bazen mırıldandığı cümleleri kendisinin bile duymadığına bahse girerim. Başka hiç konuşmadı, sözüm bitinceye kadar dinledi. Bir sonunun olmadığını, her seferinde kendimizi kandırdığımızı anlattım. Boynu bükük bir şekilde gitti kanepede yattı… Yüzünü kanepenin sırtlığına dönerek bacaklarını karnına kıvırıp bir çocuğun masumluğunda gözlerini yumdu. Üzerini örttüm; onun gözyaşları içine, benimkisi ise dışa akıyordu. Hiç uyumadım; kendimden geçtiğim anların haricinde… Her dönüşünde üzeri açılıyordu; açıldıkça örttüm, açıldıkça örttüm… Kendi muhasebeme başladım. O kendi resimlerini ayıkladı, ben ise hayatımda eksilerimi - artılarımı düşünüp kendimce haklı olduğum yönlerimi ayıkladım. Ama hiç ortayı bulamadım. Yazdım, çizdim, karaladım. Yırttım tekrar toparladım. Ne yıllar ne gönül ne de onunla yaşanmış anlar, beni haklı çıkarmıyordu.

Bu yaşadığım neydi, bana koyan neydi? İçimi yakan, yüreğimi dağlayan neydi; onu seviyor muydum yoksa alışkanlık mıydı sadece? İşte bu farkı ayırt edemedim. Bir anlam çıkaramadım kendim de, ağladım durdum, gözyaşlarımı sildim, onun konuşmalarını düşündüm. Anlam çıkarmaya çalıştım. Masumluğunu düşündükçe tekrar ağladım. Kalktım oturdum, gezdim, mutfağa girdim. Bir işler bulup oyalanmaya çalıştım. Ne yaptıysam devirdim, kırdım, döktüm. Kulağımdaki ses evin her yerinde yankılanıyordu sanki...

Onun mutluluğu için mutsuzluğuma katlanır mıydım acaba, ya da onun o gülümsemesi ile avunup mutsuzluğuma razı gelir miydim? Şimdi ben bencillik mi ediyorum? Doğru mu yapıyorum? Düşünemiyorum, bu işin içinden çıkamıyorum. Şu an büyük bir travma yaşıyorum. Onu izledikçe, o her dönüşünde içimden bir şey kopacak gibi oluyorum. Yüz yüze gelmek istemiyorum. Büyük suç işlemişim gibi yüzüne bakmaya cesaret bulamıyorum.

Uyuyup kalıyorum…

Karma karışık bir yerlerdeyim. Birileri kovalıyor beni, kimi bıçak çekiyor, kimi silah tutuyor. Bencil! diye bağırıyorlar bana… Bir yerden bir yere koşup duruyorum. Yolları aşıyorum, duvarlardan atlıyorum, Çiçekleri koparıyorum, ağaçları tekmeliyorum… Birileri yüksek sesle öksürüyor ama kim göremiyorum. Ardımdan biri sesleniyor.

Sıçrayarak uyanıyorum…

Üzeri açılmış, öksürüyor. Yine kalkıp üzerini örtüyorum. Saat öğlen 12 olmuş… Bir o odaya gittim bir bu odadan çıktım. Kitap okudum. Okuduğum kitabın sayfalarında onunla yaşadıklarımı sanki beyaz perdede izler gibi beyaz sayfalarda onunla yaşadıklarımı izledim. Gözyaşlarım akıyordu yine, kendime gelemedim. Başımı dayadım… Gözlerimi yumdum.

Yine dalmışım…

Bir yerlerde koşturuyorum. Gitme diye yalvarıyorum. Gelene gidene selam veriyorum. Kimse selam almıyor-vermiyor. Herkes bana küsmüş. Kimse yüzüme bakmıyor. Anlam veremiyorum. Bir arkadaşımı görüyorum, ardından koşturuyorum, bir yere giriyor ve kapıyı yüzüme öyle bir çarpıyor ki yine yerimden fırlıyorum.

Yerimde doğruluyorum...

Sersem gibiyim, sağıma soluma bakıyorum. Farkına varıyorum ki neyi varsa toplamış gitmiş. Ardında sadece o kapının sesini bıraktı. Oturdum ağladım, içimden lanetler okudum çaresizliğime… Kâbus içinde kâbuslar görüyorum. Onun gidişi bende depremler yarattı, duygularım enkaz yığınına döndü… Yine, yine konuştuklarımız aklıma geliyor. Ben durulamıyorum, kendimi temize çıkaramıyorum. Son dediği hiç aklımdan çıkmıyor… Her seferinde kulağımda patlıyor. “Bu şehri de mi terk edeceksin? "… Kendi içimdeki cevabım: " Evet, gerekirse bu şehri de terk edeceğim."

Erdal Babür
Logged




Yaralı gönlümü ,
sevgilinin gece renkli zülfünün hayaliyle sardım.
Geceleyin merhem bulamayan o yaranın vay haline.


Yarım kalan öykülerimin noktası olmaktan vazgeç.
Bana başlangıçlara yeter hevesini ver.
“Susacak var” edilen bir yemin, sözle tutulamayan.
Bana yüzünden çizgiler ver, gülüşünle belirginleşen ve hiçbir gamzeye yer açmayan.
Suya yazılmaktan kurudu kelimeler…
Bana bir cevap ver!


Bana hayatım boyunca vazgeçmemem gerekildiği söylendi.
Fakat çoğu zaman bunu başaramadım.
Ben her vazgeçişimde ağladım bazen yıkıldım..kırıldım.
Ve ben vazgeçmemeye çalışırken birileri çoktan bir şeylerden benden vazgeçmişti.
İnsanlar istemedikleri şekilde yaşadıklarında her gün ölürler.
Ben her gün öldüm
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2008, Simple Machines
vBulletin Theme Design by TurkloRD
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!